ŞEYH BEDTEDDİN.
Şeyh Bedreddin,babası Kadı İsrail tarafından fethedilen Simavna kalesinde 1359 yılında dünyaya gelir.Baba Kadı İsrail,Simavna yöresinin kadısı ve valisidir.Hikmet Kıvılcımlı'ya göre Şeyh Bedreddin Selçuklu vezirlerinden Abdulaziz'in torunudur.
Dönemin toplumsal-siyasi koşullarına göre,aristokratik bir aileden gelen Şeyh Bedreddin,geç ortaçağ Anadolu İslam kültür birikiminin bir ürünü,bu birikimin önemli bir biçimlendiricisidir.İyi eğitimli,Osmanlı devlet yönetiminde kazaskerlik görevine yükselmiş,dünyaya açık,bilgi ve bilimi önemseyen,Gazi ve Sunni İslam geleneğinden gelmesine karşın,bağdaşımcı düşünceyi içselleştirdiği anlaşılan bir babanın oğludur. Doğduğu coğrafya,yetişdiği kültür çevresi ve aile ortamı bakımından bir Balkanlı,bu yönüylr de güncel anlamda Avrupalılık ölçütünü belki de açık biçimde karşılayan bir kişiliktir.Bedteddin,doğum yeri ve yetişdiği ortam Balkanlar olmasına karşın,düşünsel kökü ve doğrultusu ağırlıklı olarak İslam'a ve Anadolu'ya dönüktür.Bu nedenle Bedreddin olayı,hem İslam'ın Ehl-i Sünnet(sunni) hem de ortaçağ Anadolu'sunda derin kökleri bulunan heterodoks inanç gelenekleri ve bu geleneklerden beslenen düşünce birikimi ve başkaldırılar bağlamında değerlendirilir.
Bedreddin,dönemin Sunni İslam doğrultusunda ilkin Edirne'de daha sonra Bursa'da Kaplıca Medresesinde eğitilir. Bedreddin Bursa'dan sonra Hurifilik tarikatının önderlerinden biri Esterabatlı Feyzullah'ın yanında eğitim görmek amacıyla Konya'ya gelir.Konya'dan sonra daha üst düzey eğitim için Kahire'ye gider.
Kahire'de Şeyh Hüseyin Ahlati ile mutlak varlık öğretisi "birliğin sırrı" üzerine konuşur,söyleşir.Bedreddin,o zamana değin oluşturduğu görüşünü,anlayışını köklü bir biçimde değiştirip,kitaplarının hepsini Nil nehrine atar.İran'a gider,bilmsel söyleşilere katılır.
M.Şerafettin Yaltkaya'nın "Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin"adlı yapıtındaki değişiyle"senelerce hikmet ve felsefe okuyarak"bir filozof olan Bedreddin"er gibi erdir.Kimseye kul olmaz"Ahlati ölmeden önce "Bedreddin benim ardılımdır"der ve herkese duyurur.Ahlati'nin son sözü"Anadolu"yu onurlandır ve ışığınla aydınlat"olur.İnsancıl,hoşgörülü ve kapsayıcı öğretisiyle ışığını çoğaltmaya,şeyhinin öğüdüne uyarak Anadolu ve Balkanları aydınlatmaya uğraşır.
Şeyh Ahlati'nin bu sorumluluk yükleyici öğütleri üzerine içten duygulanarak,düşünsel özünü ve o andan sonraki yaşam çizgisini ortaya koymak istercesine,Bedreddin"in gönlüne Yunus Emre'nin sözleri düşer.Yunus'un sözlerini okur,okutur.Altı ay Şeyhlik makamından sonra Anadolu'ya dönüş kararı alır.Halep ve Karaman üzerinden gittiği Aydın illeri,düşüncesinin etkili olduğu daha sonra da Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal başkaldırılarının gerçekleştiği yer olacaktır.Bedreddin'in oğlu olan İsmail Menderes nehri kıyısındaki Nizar'da ölür ve aynı yere gömülür.İsmail'in ölümünden sonra Bedreddinin torunları,Manakıb'ın yazarı Halil veiki kız kardeşi Börklüce Mustafa'ya teslim edilir.Halil'in anlatımına göre,Börklüce Mustafa,İsmail'in yetim kalan ve kendisine emanet edilen üç çocuğuna bakar,İznik'e giderek yetimleri dedeleri Şeyh Bedreddin'e teslim eder.Bu olay Şeyh Bedreddin'le Börklüce arasındaki yakın ilişkiyi açıklamak bakımından önemlidir.Halil, Manakıb'ta İzmiroğlu'nun Bedreddini İzmir'e davet ettiğini,çağrıyı kabul eden Bedreddin,kadınlı erkekli bir toplulukça sevinçle karşılandığını yazar.Annesi ve ailesi içinde gayrimüslüm kökenli insanların varlığından ötürü dinsel veya etnik köken nedeniyle insanlar arasında ayrım yapmadığı gibi,bağdaşımcı ve uzlaştırmacı bir tutum içerisinde olduğu konusunda kuşku yoktur.İzmir-Aydın-Manisa bölgelerinin halkı açısından Bedreddin'i çekici kılan etmenlerin başında bu huhuk bilgini ve aydın kişinin tolerans düşüncesini içselleştirmesi,anti-feodal tutumu ve yoksullar ile dayanışma düşüncesi gelir.Farklı dinsel ve etnik kökenden oluşan yöre halkı da Bedreddin'in söz konusu toleransı yansıtan öğretisinde gereksinimlerine uygun yönler görmüş olmalıdır.Nitekim konuya ilişkin bütün kaynaklar,Şeyh Bedreddinin Aydın yöresinde ve diğer yerlerdeki Hıristiyan ahali tarafından coşkuyla karşılandığını aktarmaktadır.
Hatta Sakız adasına çağrılan Bedreddin özgür yorumları,söyleşiye katılanların içine işleyecek,torunu Halil'in anlatımıyla "ciğerleri delecek" ölçüde etkileyecektir.Kütahya yöresine geçen Bedreddin'i göçebeTürkmen ve köylü kökenli Kalederi tavırlı önderlerinin etkisinde olan bir alay"Torlak"karşılar.Torlak'ların başındaki kişi TORLAK KEMAL'dir. Tarhsel-kültürel koşullar özellikle Ankara savaşından sonra(1402) daha da kötüleşmeye yüz tutmuştur. Feodal sistemin kurumlaşması,Torlaklar Türkmenlerin yaşam koşullarını kötüleştirmiştir.Bu bölgede yerleşik bir kurum olan köle pazarının varlığı,tahıl ve at dış satımının yasaklanması gibi etmenler,farklı etnik ve dinsel kökenlerden halk kesimlerinin yaşamını iyice çekilmez duruma getirmiştir.Öte yandan bütün bunlar "anti-feodal bir köylü hareketi"için uygun bir ortamın doğmasına yol açmıştır.
Ankara savaşından sonra taht adaylarları arasında erk savaşımı yoğun ve acımasız bir biçimde yürütülür.Kardeş Süleyman'ın yerine geçen Musa Çelebi bilgeliliğinden ve saygınlığı devamlı artan Bedreddin'e kazaskerlik(Osmanlı devletinde şerri davalara bakan askeri hakim)gibi devlet yönetiminde çok önemli bir görev verir.Bu görevlendirme,bir hukuk bilgini ve aydın olarak dünyasal,akılcı,sorgulayıcı,laik tutuma yönelişine olanak sağlar.1411-1413 yılları arasında Bedreddin iki yıl süreyle kazasker sıfatıyla eylemli olarak devlet yönetimini biçimlendirir.Bu iki yıllık dönem içerisinde Bedreddin ile ilişkisi ve Aydın Karaburun'da ki "eşitlikçi-katılımcı ve bölüşümcü"anlayışla gerçekleştirilen başkaldırının önderi Börklüce Mustafa da Bedreddin'in kahyası olarak görev yapar. Bedreddin iki yıllık kazaskerlik görevini heretik Hıristiyan ve heterodoks İslam birikiminin canlı olduğu,merkezi erk'e karşı başkaldırı tutumunun bir bakıma süregelen bir geleneğe dayandığı Rumeli ve Balkanlar'daki etkin kişiler ve halk topluluklarıyla ilişkilerini geliştirmek amacıyla kullanır.
Çelebi Mehmet'in tahtı ele geçirmesiyle Bedreddin İznik'e sürüldü.Börklüce Mustafa'nın Aydın/Karaburun,Torlak Kemal'in Manisa ve Aygıloğlu'nun İzmir yöresinde başkaldırmalarından sonra Bedreddinin ürküntüsü,olayların kötüye gideceği yönündeki önsezisi artar;çünkü Bedreddin,daha önce ilişkisi olan ilk başkaldırıcının kendisiyle ilişkilendirileceğini düşünmüş olmalı ki İznik'ten ayrılır.Kastamonuya geçer oradan da gemi ile Eflak'a gider.Deliorman'da,Zagra illerinde halkın sevgisiyle karşılanır.Kazasker döneminde çok iyiliğini görenler,Şeyh'e armağanlar sunar.Halka öğütler verir,düşüncelerini anlatır,bir anlamd yöre halkıyla yeniden buluşur.Padişah yöre halkından gördüğü yakın ilgiden rahatsızlık duyar.
Deliorman'daki baş kaldırısı yenilgiyle sonuçlanmış,Serez'e götürülüp orada idam edilmiştir.
Bedreddinin öğretisi;İnsan doğuştan özgürdür.Hıristiyan ve Müslümanlar bir birinden üstün değildir.Doğruluk senin elindedir.Bu aynı zamanda kişiye "kendin ol"çağrısıdır.Kendisi olabilmek için,kişinin önce kendini tanıması,ona dayanarak ve onu güçlendirerek,bilinç durumunu sorgulaması,değişmesidir.Bedreddin'in hukuk anlayışının temelini " özgür düşünce,özgür ve bağımsız hukuk" oluşturur.Düşünsel köklerini Anadolu'da muhalif/karşıt kültür birikimini besleyen kaynaklardan biri olan Babailer hareketi ve o hareketin birikimini şiirleriyle kalıcılaştıran Yunus'da görmesidir.Şeyh Bedreddin'in öğretisi,çoğulculuğa,insancılığa ve hoşgörüye ve bağdaşımcılığa dayanır.
Börtlüce ve Torlak Kemal zorlu bir savştan sonra Beyazıd komutasındaki ordu yarafından yenilgiye uğratılıp idam edilmişlerdir.
Aradan 500 yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra 1936 da Nazım Hikmet ünlü destanında Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal başkaldırıları bağlamında şu dizeleri yazmasının tarihsel kökleri atılır. "Aydının Türk köyleri, Sakızlı Rum gemiciler, Yahudi esnafları, On bin mülhid yoldaşı Börklüce Mustafa'nın düşman ormanına on bin balta gibi daldı.